YUSUF

DSC_1247.JPG

Soğuk düşmüştü dizlerine…

Gülmek için iki göz, küçük ellerinde yamalı bir çanta. Gülemiyor gözleri, tutamıyor elleri. Üşüyor Yusuf, Yusuf üşüdükçe yüreğindeki koru üflüyor annesi. Yanı başında iki abla, önde baba babanın peşi sıra yetişmeye çalışan kardeşi, arkada anne, annenin karnında bu dünyaya ne diye geleyim diye soran yavrucak. Yol uzun, yol kederli, yol çetin…

Peşi sıra düşüp babanın ardına, doğdukları topraklardan çok uzaklara gitmek için koyulurlar yola, ablanın kucağında boynu bükük, dalar derin uykuya Yusuf. Kardan sulanmış botlar anca suyunu çekmekte. Süzülmüş izi kalmış gözyaşı ile sümüğünün, bir mendil yok ki siline.

Dağların kıyısında uzanıp gidiyor yol, heybetine kapılıyor insan, geçip giderken dönüp bakıyor camdan, orada kalsam o heybete karşı diyor, sonra yeni bir dağa, derken başka bir dağa… Boyunları hep geriye dönük yolcular. Çobanlar ve sürüleri, yalnız ya da toplu ağaçlar, küçük su göletleri. Ara sıra geçen başka arabalar, uzaklarda bacası tüten ufacık evler. Yol sarıp sarmalıyor, bir annenin koynuna bastırdığı evladı gibi, kapanıyor gözler. Yolunda yolcunun da hikayesi fısıldanıyor kulaklara, Yusuf derin uykuda, yolundan da yolculuğundan da bihaber. Bir gün geçiyor üstüne üç beş saat daha. İndikleri vakit otobüsten, hepsi sersem, uyku ile uyanıklık arasında. Güneş tepelerinde cennet mi burası der gibi bakışıyorlar birbirlerine, iki bavul bırakılıyor ayak uçlarına.

Yeni bir otobüs, ama bu yol kısa. Sonra arkası açık bir nakliyat indikleri gibi doluşuyorlar arkaya. Güneş, uzakların kar soğunu rüzgârına katıp alıp götürüyor bedenlerinden. Geldikleri, gördükleri yerlere çok yabancı buralar, oraya benzemiyor. Sallanırken araba, gözleri tek tek tarıyor etrafı. Yokuş aşağı inip bir evin önünde duruyorlar sonra.

Kapıyı kendine doğru çekip, çeviriyor anahtarı yabancı bir adam. Peşi sıra giriyorlar eve. Yabancı eğilip babasına bir şeyler söylüyor. Kapıya kadar uğurluyor baba, sonra girip eve içeriden kilitliyor kapıyı. Eğdiği başını ancak kaldırıp ağlamaya başlıyor anne, elini yüzüne kapayan babada, sonra ablalar, ne olduğunu anlamayan küçük oğlan. Boş evin içinde; herkesin ağıtları ayrı kederle çarpıyor duvarlara. Yusuf geçip bir köşeye seyrediyor. Kimse konuşmuyor, konuşamıyor. Ağlaşarak geçiriyorlar o geceyi.

Sabah ilk uyanan, Yusuf oluyor, pencere kenarlarında, mavi gökyüzünü, beyaz bulutları seyrediyor. Ellerine bakıyor üşümüyorlar, botları kuru, ayakları sıcak. Güneşe doğru bir gülümseme saçıyor. İki katlı evin içinde bir aşağı bir yukarı dolanıp duruyor. Ne olduğunu anlamıyor, neden böyle bir yerdeler, evlerine ne oldu, arkadaşlarına, sonra asılıyor suratı; gecenin karanlığında ateş açılan evlerini hatırlıyor sanki. Omuzlarını kaldırıp indiriyor. Dayanamayıp gidip uyandırıyor babasını.

‘’ buraya gelmesinler baba’’

Yola çıkan izini bırakmıştı…

Uzunca bir zaman kaldılar, gelip gidip gülümsedi güneşe Yusuf. İki abla ile okula başladı sonra. İki abla sus pus. Yusuf afacan, yaka paça dağınık, okul mu oyun mu bilemeden gidip geliyor. Gülerken yüzlerinde bir endişe, ne geldikleri yerden kopabilmiş ne de geldikleri yere tutunabilmiş. Okul mesafesi uzun, yağmurlar artınca zorlandı yürüyemediler. Servise yazılıp, yağmur da ıslanmadan gidip geldiler yağmurlar dindi. Servisten ayrıldılar. Üçkardeş düşüp yollara şikayet etmeden gidip geldiler. Yoruldular bir zaman sonra. Servis şoförü yolda denk geldikçe gönüllü taşıdı üçünü de. Toslayarak durunca yanlarında servis, hiç ses etmez biner, binince de oturmaz ayakta gider gelirlerdi. Pek zaman sonra kızlar suskun, Yusuf daha bir, afacan oldu.

Servisten indiler bir gün, boğuşarak oynamaya başladı Yusuf, çocuk dilinde bir şeyler söylediler birbirlerine hırçınlaştı, yere yatırıp üstüne oturdu bir arkadaşının. Ama oyun sandı kavgayı kalktı kendi yere yatıp üstüne çıkmasına izin verdi arkadaşının. Aldığı gibi taşı indirdi suratına Yusuf’un oyun değildi. Yüzü gözü kan içinde gitti eve Yusuf. Ses seda çıkmadı kimseden. Taşın yara izi yerleşti Yusuf’un hem yüzüne hem de yüreğine. Servis dursa da yanlarında binmediler bir daha. Gidip gelmeler uzadı, yağmuru bol memlekete yine bir gün davetsiz yağmurlar indi. Servisçi yolda denk gelip aldı üç kardeşi. Çıkışta gelin diye de sıkı sıkıya tembihledi.

Okul dağıldı, servise ilk koşan Yusuf oldu. İki abla ayakta sus pus, birer birer indi öğrenciler. Yusuflarla birlikte üç beş arkadaş daha indi. Ayaküstü oyuna tutuştular. Ablalar hızlıca eve geçtiler. Salına oynaya koca dişlerini sırıtarak eğleniyor Yusuf. Oyun arkadaşının boynuna kocaman bir çekirge gelip kondu. Gören herkes çığlığı bastı. Yaşları sekiz ila dokuz arasında, çoğu korkmaya koşuşturmaya başladı.

Yanına yaklaşıp uzattı elini Yusuf. Ağlıyordu oyun arkadaşı, avuçlayıp çekirgeyi bak diye uzattı arkadaşına. Hızlıca koşup uzaklaştı yanından. Yüzündeki izi hatırladı Yusuf, garip hissetti. Avucundaki çekirgeye baktı kocaman açıp elini saldı onu. Olup biteni sırtındaki çanta gibi yüklendi, çok sonra anlayıp kâh üzülecek kâh ise gülecekti.

Sallana sallana, evin yolunu tuttu. Okuldan son dönüşü olduğunu, evde nelerin olup bittiğini, onu nelerin beklediğini, gecenin kör karanlığında, nereye gideceklerini bilmeden.

Ve o sabah o evde uyanan olmadı, okul servisi bir daha o üç kardeşi görmedi, sınıfta sıraları boş kaldı. Oyun arkadaşları, Yusuf ile iz bırakan oyunlar oynayamadılar ve hiçbir oyun arkadaşı Yusuf’un gösterdiği cesareti gösteremedi.

Ne için gelip, ne sebepten gittiler çok azı bilindi, bilinmeyen yerlere herkes kendinden bir parça ekledi. Çoğu gerçeğinden uzak. Kocaman gülümsemelerine, keder çizgileri eklemek için. Yine gecenin karanlığına çekildi Yusuf.

YUSUF” için 3 yorum

  1. Ellerinize sağlık Songül hanım , bizi alıp çok uzaklara götüren bir yazı olmuş.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s