Kahve, Kadın, Adam ve İnsafsızlık…

Biraz Nezaket,

Nefesim ciğerlerimi deliyordu. Bitmiyordu yokuş, evet tükenmiştim yaslanıp duvara elimi göğsüme bastırdım. Dayan az ilerisi düzlük. Ne zamandır yürüyordum böyle, arkama bakmaya korkuyor arayı açmak içinse zavallı dizlerime yüklendikçe yükleniyordum.

Bulduğum ilk kafeye girdim, yoğun çikolata kokusu çarptı burnuma. Ortam sıcaktı, bir kahve söyleyip kalp atışlarımın normale dönmesini bekledim. Yanan boğazıma iyi gelecek beni kendime getirecekti kahve… Öyle de oldu.  Sarmaş dolaş, kendinden geçmiş çift cam kenarından kalkınca masalarına geçtim. Orta da oturmak içeride ki tüm konuşmaya hâkim olmaktı ki bu hiç hoşuma gitmiyordu. Anlatmak ya da dinlemek için kendi hikâyem bana yeterdi.

İkinci kahvemi de söyledim, ikinci kahveyi ne diye söyledim diye düşünürken, sokağın sağında ani bir frenle bir taksi durdu. Küfrü basarken arabadan iniyordu taksici, sarhoş değil de âşık bir adamdı sanki arabadan indirilen, kendinden geçmiş ne görüyor ne söyleneni işitiyordu. Taksiden çıkmasıyla birlikte yığıldı yere genç adam. Taksici içeri de kalan ceketini de fırlatıp bastı gaza. Perişan bir hali vardı bir an üzüldüm, belki sebebine ulaşsam üzülmeyecektim ama üzüldüm işte çöp gibi fırlatılıp atılmıştı.

Dumanı tüten kahveye döndüm sonra, evet ikinci kahveyi hak etmemiştim zaten dinlenmiştim. Nefes alışlarım da normaldi şimdi. Yeni bir ödülüm olabilirdi ancak ikinci kahve. Elimi kaldırıp hesap istedim. Garson gelince de “ikinci kahveyi içmedim ödemeli miyim?” diye sordum. Arkasına dönüp kasa tarafına baktı. Biraz düşündükten sonra “adisyona yazmıştık” diyebildi. “Peki, fincanın içine düşeni göstersem yine de öder miyim?” şimdi şaşkınlığı iki katına çıktı. Kafası karışmıştı. Sahi ben ne yapıyordum?

Onun cevabını beklemeden konuşmaya devam ettim. “İlk kahve çok lezzetliydi ve çokta ihtiyacım vardı. Ama ikinci kahveyi ne ara istedim neden istedim düşünürken şu karşıda gördüğün adamı bir taksi oraya atıp gitti, haliyle iştahım kaçtı. İçmediğim kahvenin de parasını vermek istemiyorum, ayrıca fincanın için de kahveden başka bir şey yok.”

“O halde kahveden özür dileyin, ilk içtiğiniz de benim ikramım olsun, hiç ödemeden gidin” ikimiz de gülüyorduk. “Peki, çok teşekkür ediyorum, gelecek sefere iki kahve içerim ve mutlaka öderim”  “Bekleriz.” “Görüşmek üzere” rüzgâr gibi çıktım kafeden.  Gördüğüm manzara yeniden keyfimi kaçırdı.

Taksiden atılan adamın yönüne geçtim uzaktan şöyle bir göz atacaktım, yaralı falansa ambulans arar yardım isterdim.  Yanına varınca keskin parfüm kokusu çarptı burnuma, epey bir fiyakalıydı bu adam. Bir adım daha yaklaştım, içime işledi kokusu.

Karşısına dikilip seyretmeye başladım. Bir insan ne için, ne sebepten kendini şu hale getirir düşünürken,

O; “ Hiç insafın yok mu be!”

Ben; “Yok, ulan insan da insaf mı bıraktınız.” dedim

Bugün, nezaketi öldürdüler, beni çok koşturdular, evim desen çok uzak, sen uzan orada ben yol alayım.

Ya o peşim sıra gelen parfüm kokun…

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s