“Tevfik Bey” Aman efendim, v ile y değil.

Düş olmadan iş olmazmış. Düş gören adam şehrin merkezindeki evini satıp, köye yerleşmek ister. Ev satılır eşyalar toparlanır. Taşınacağı gün ihtimali mümkün olmayan bir şey olur…

Büyük bir titizlikle eşyalarını toparlarken, mahallede ne kadar insan varsa verdiklerinden faydalanır. Kaban, şemsiye, ayakkabı,baza, koltuk, tablo, abajur, vazoları ile yapma çiçekler , halı, tencere, hatta değerli aksesuarlara varana kadar. Olabildiğine yalın bir halde gitmek ister.

Etrafında toplanan şaşkın kalabalığa ”Efendim bunlar, şehrin gereçleri, köyde bunlara lüzum yoktur, alın gönlünüzce kullanın” der. Sakinliği, saygınlığı,ilginçliği ile bilinen bu adamın gidişi kalplerde buruk bir his bırakır. Sevecen bir o kadar da mesafeyi koruyan olmamıştır onun gibi. Olanca gürültü patırtıya rağmen sırtını güneşe verip az kitap okumamıştır evinin camında!

Hepsinin onunla ilgili anısı olmuştur, öyle izler bırakmıştır ki insanların hayatında. Anası babası okuma yazma bilmeyen asker Remzi için onların ağzından gizlice kaç kez mektup yazmıştır. Evvela onlara teklif etmiş, siz konuşun bende daktilo edeyim dediyse de ne anlamış, ne de yanaşmıştır aile. Fakirlikten evlenemeyen iki gencin, çoğu düğün masrafına ortak olmuştur mesela. Haftanın yedi günü çalışmak zorunda olan yan komşu Gülşen’in az bakmamıştır çocuklarına, mama yapmış, pislenen altlarını değiştirmiş, ödevlerine yardımcı olmuştur. Ve sıkı sıkıya tembih etmiştir Gülşen’e üç çocuk yeter Sevgili komşum icap ederse doktora götürürüm seni demiştir fısıltıyla kulağına. Daha bilinmeyen nice gizli el tutmuştur o.

On altı yıl önce bu dünyadan göçüp giden annesinin ardından gece olunca seçmiştir yalnızlığı, günü gündüzü hep insanla geçmiştir. İşte o gecelerden birinde bir düş görmüştür. Tam kırk yedi yıllık şehir hayatını sonlandırmaya karar vermiştir, o düşten sonra.

”Sonu gelmez sazlıklara doğru yürümeye başladım. Sağım solum, önüm ardım büsbütün sazlık, epeyce yürüdükten sonra bahçesi kırmızı toprak örtülü şirin bir evin açık kapısından içeri giriyorum.”

Rüyam bundan ibaret ben ne okuduğum kitaplarda böylesine denk geldim ne de gezip gördüğüm yerlerde. Bu bir davet anladım o sebepten ayrılmalıyım.

Mahallenin en yaşlısı, falanca köye tamda senin dediğin yoldan girilir tahminim odur ki toprağı kırmızı evleri küçük ve sevimlidir…

İşte o günden sonra hazırlığa başlar.

Düş olmadan iş olmaz dedikleri yola koyulmak için vedalaşırken komşularıyla, iki zabıta bir memur dikilir karşılarına.

-Beyefendi ‘neydi yahu ismi’ elindeki kağıdı okumaya uğraşırken.

-Tevfik efendim, ısrarla söylüyorum Tevfik aman efendim v ile y değil.

-Ha şu şairden.

-‘Büyük Şairden’ diyerek düzeltir memuru. Buyurun nedir mesele?

-Memur konuya girer ”attığınız imzalar arasında uyuşmazlık var işlemler yeniden düzenlenecek.”

-Nasıl olur efendim ilk imzamı on dört yaşında attım o gündür bugündür aynıdır imzam zira bende kurumda çalışmış insanım, bilirim bunun önemini.

-Yok işte bu kez imzalar arası uyuşmazlık var. Bizimle gelin işlemleri yeniden düzenleyelim.

Tevfik beyin susması ile sükunet kesilir mahalleli.

-Belli ki siz rüyama taş koyuyorsunuz. Lakin saat on dörtte trenim kalkıyor sizinle gelemem.

Memurlar şaşkın yeni cümlelere başlaya-dursunlar. Tevfik bey arabaya bindirilip garın yolu tutulmuştur bile. Mahalleli bu ya, çok iyi tanıdığından o sözle ne demek istediğini anlarlar. Çemberin içine hapsedip başlarını döndürmeye başlamışlardır memurların.

Elinde iki bavulu ile vagonlar arası yürümeye başlayan Tevfik beyin ardı sıra dökülür şehrine göz yaşları.

Sazlıklardan geçip, düşünün onu davet ettiği evi bulup yerleşmesi çok uzun sürmez.Bu kez bahçesindeki kiraz ağacının altında, yine sırtını güneşe vererek aralar kitabının sayfasını. Mırıldanır büyük şairinin dizelerini;

Ömr-i Muhayyel

Bir ömr-i muhayyel…Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i muhayyel…Hani göllerde,yeşil,boş
Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel
Bir ömr-i muhayyel!

Nesre çevrilmiş şekli

Hayali bir ömür… Hani gül bahçeleri içinde bir kuşcağızın bir baharlık ömrü kadar hoş, hayali bir ömür… Hani yeşil, boş göllerde insanı kendinden geçiren saflığın içinde bir dalgacığın ömrü kadar geçici ve aldatıcı hayali bir ömür…

Hayali ömrüm’ün, kahramanlarına

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s