“GÜLİSTAN “

Güzel kadını anlat dediler…Şairden bozma, elinden bir iş gelmeyen, iki güzel kelamdan öte söz edemeyen Meczub’a. Etrafına bakınıp, boğazını temizledi. Başını eğdiği yerden kaldırmadan, titremeden sesi kadın benim varlığımın ispatıdır’ dedi ve çekildi sahneden. Alaycı tayfa elini eline vurup gülüşmeye, böğürürcesine kahkaha atmaya başladı, arkalardan sesler yükseldi. Ön sıradaki zenginler, dar gelen koltuklarında gerindi. Bir iki kişi ancak elini sakalına götürüp düşünceye koyuldu…

Çok sürmedi alaycı tayfa sustu, konuksever sahneye çıkıp iki büklüm, ” efenim işte Meczup, bugün böyle söz edesi tuttu” der demez arkasında bekleyen Zenneyi sahneye davet ederek oradan uzaklaştı. Zenne kıvrıla kıvrıla dönmeye başladı, kah sahnenin ortasında kahsa coşkuyla sahneden savrularak konuklara doğru, sürdüğü koku, hipnoz etkisi yarattı. Bir gevşedi bir gerindi adamlar, acayip sesler gelmeye başlayınca, konuksever bir oh çekebildi. Bu gece de böylece atlatıldı.

Vardı Meczub’un yanına, yemek tasını çekip aldı önünden, ”kalk kalk yok sana yemek ekmek.” Meczup ağzındaki lokmayı yutkunup ”neden efendimiz” dedi. ”Sen adam olmayacaksın, ben seni boşuna mı sokuyorum her Allah’ın günü kadınlar hamamına? Gör o memeleri,gerdanları gel bu doyumsuz it heriflere anlat diye, diyeceğin iki baldır bacak gördüğünü anlatacaksın a deyyus!” Kıçına tekmeyi vurup, savurdu handan dışarı. Kışın dondurucu ayazı, ellerini sokuşturup cebine, hiç ses etmeden yürümeye başladı Meczup.

Az sonra geldi durdu gönlünün kabesine, bu kapı bana bir açılsa dedi, soğuk işleyip ciğerlerine titreyince ancak ayrıldı kapıdan. Solgun bir ışık süzülüyordu camından.

”Ah dedi ne oluyor şimdi o perdenin ardında, ne yapıyor benim dolunayım, dilberim, menekşem, dünya daha tanışmadı senin kokunla, ellerini sarmadı henüz insan bozması eller. Nasıl sarılır o belin, tutsam kırılır ,sarmasam gücenir. Güzellerin güzeli kadın! Seni anlatacağım söz bir dahakine, şiirimle, gazelimle, dert olur bu hasretlik ağıtta yakarım sonuna. Şuracıkta iki adım ötede ama kavuşamam, kavuşamıyorum derim ama hiç belli de etmem yerini, gelir musallat olurlar sonra sana başka gözler ne niyetle bakar tamammül edemem.

Nasıl kıydıysa Kabil Habil’e, nasıl aktıysa ilk kan yeryüzüne, önüme gelenin kanı sulandırır toprağı. O cuma hamam çıkışı, kör eden parlak tenin, iyi ki takınıyorsun o peçeni, iyi ki konuşurken ağzının yanında bitiveren gamzeni görmüyor kimse. Gül kurusu o dudaklardan çıkan tatlı sözlerini iyi ki işitmiyorlar. Hele saçların, gökten toprağa uzanan gürül gürül şelale.. Ya o ellerin, bir bebeğin yumuşaklığı, aşkınsa sıcaklığı.. Uzatıp tutuşturdun gizlice elime sadakanı, ben o hamamın önünde seni dileniyordum seni. Senin sadakan oldum buna da razıyım. Açtım çok aç ama alıp göğsüme bastırdım o paraları sonra öptüm öptüm o kadar çok öptüm ki.

Öğrendim bir sonraki hafta adını, Gülistan Hatun. Güllerin içinden çıkıp gelen, gül diyarının sahibi, güneşin tanı doğumu, kadınların başı ve şahı, hatunların hatunu.”

O gece ilk kez zikrettim ezanlarda adı geçen Tanrıyı dedim sen mi yarattın bu hatunu, bu nasıl bir güzellik. Sen mi kattın o gülüşü o sesi kendinden! Ne diliyor ne istiyorsa ver ona, benden al ona ver iki kalbi, iki ciğeri olsun çok yaşasın hiç ölmesin tüm gebe kadınlar geçip karşısına otursun, öyle güzeller doğursun, ona benzesin kız çocukları, o güldükçe tazelensin ömürler.

Ey yaratıcı, Gülistanı en güzel yaratan Gülistanıma çok özenen ona kıymet veren onu tüm kullardan ayrıcalıklı yaratan, sakın ola ben gibi tutulmaya bir başkası ona, sana kızarım, gücenirim sonra. Gülistan bir bana yazıla şu vakitten sonra bir ola ömrümüz onunla. O beni yar bile bense onu yaratan. Ben onu görene kadardı kendimden geçmişliğim, şimdi ete kemiğe bürünen bir beden, ancak ona kavuşmakla hayat bulacak bir ruhum. Senden diliyorum ey herkesin sesini işiten Tanrı. O handa ki gibi kadın bedenine değer biçenlere düşürme Gülistanımı. Beni onun karşısına çıkacak adam kıl. Beni onun layığı kıl.

Üç hafta üst üste gidemedi hamama, cezalıydı, handa gösteriye de çıkmadı. Sokaklarda aç susuz dolanıp durdu. Ter ki diyar diyordu içinden bir ses. Ama ne mümkün! Gönlün kabesi burada idi, her gece el ayak çekilince geçip ışığın karşısına seher vaktine kadar bekliyordu, seyrediyordu gitmek de neydi?

Derdimi ancak derdi veren anlar dedi, yılmadan umutla her gün her dakika kalbiyle diliyle zikretti, Gülistan’ı. Ona kavuşmanın, karşısına çıkacak bir adam olmanın hayalini kurdu.

Tanrı günün birinde güldürecekti onu, o gün geldi çattı…

Gülistan, üç şehir öteye evlenmek üzere gidiyordu, bu haberi aldı ama içi ferahtı. Onca şey demişti, her gece ağlayıp aşkını anlatmıştı, Tanrıyla pazarlığa oturmuştu hatta. Gülistan’a tutulması boşuna değildi.

Düğün kervanına katıldı, katırların en sonunda, on iki gün yol alıp anca vardılar. Harlandı düğün yemeğinin altı, gelin hamama, damat tıraşa gitti. Üç gün üç gece sonunda, Gülistan bir eş olacaktı artık. İkinci günün sonunda, Damat düğün yemeğinden zehirlendi, yarıp kalabalığı koşturdu Meczup, ”dermanı bendedir, çekilin.” Kucaklayıp, damadı sallamaya,sırtına vurmaya başladı. Midesi yarılırcasına ne varsa boşaldı ağzından, sarardı, üşüdü titremeye tutulup, yere yığıldı. Apar topar götürdüler hekime. Aradan iki gün geçti.

Bulup, getirdiler damadın huzuruna, Kadı’nın oğlu olduğu, gücünden hikmetinden sual olunmayacağı anlatıldı Meczub’a, o ise damadın ölümünü bekliyordu.

Damat kurumuş ağzını aralayıp zorla konuştu; ”canımı kurtardın ama tabipler zehir hala vücutta dediler, sen ne dersin? ”Yarın ki güneş toprağına doğacak talihsiz damat! Senin talihine talibim.”

Ortalığı bir sessizlik sardı.

Damat odada ki herkesi çıkartıp,Meczup ile yalnız kaldı, anlat dedi,Meczup anlattı. O oda da ne konuşuldu, ancak Tanrı bilir. Damat çağırıp, son dileğini söyledi ailesine. Meczup alınıp hamama götürüldü, bir güzel yıkanıp damatlık giydirildi.

Yarım kalan düğün için yeniden kazanların altı harlandı. Üçüncü günün sonunda, at ile süzüle süzüle geldi durdu önünde Gülistan, başını kaldırıp bir göğe bir Gülistana baktı Meczup. Gözünden yaşlar süzülürken, kucaklayıp indirdi onu atından, belini ilk kavrayışım buna kısmetmiş dedi içinden.

Sıkıca tuttu elini,çekip kendine doğru, bir bebek gibi bastırdı göğsüne.

Odaya girdikleri vakit, ikisi de şaşkındı.

Yatağın üzerinde oturan Gülistanın dizleri önüne çöküp, ”ruhuma ruhundan üfle, bedenime can gelsin” dedi…Bir tebessüm etti ki, Gülistan, yüz bin can bağışlandı…

“GÜLİSTAN “” için 6 yorum

  1. Bir kabedir Gülistan
    Güldüğünde güller secde eder
    Aşktır Gülistan
    Cehennemi nefesine esir eder
    Yârdır Gülistan
    Yaradanın yarattığı
    Ve Gülistan
    Sol kaburganın altındaki et parçasının sahibesidir

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s