Olay Mahalli

Bir doğru var, hatayı yaratan, bir hata var doğruyu parçalayan.

Aynı sabah, aynı perşembe, geceden izlediğim dizi, omuzlarım düşük aynı yatağa girişim. Uykum, rüyalarım ve uyanışım her şeyiyle aynı. Çok alındığı için bozulmaya müsait canım beyaz peynirim. İki yudum çay, yüzüme baka baka her defasından, sofradan kalkan güzelim kara zeytin. Seni yersem midem yanacak, sen yüzüme bakmaya devam et.

Kornaya basıldığı için çarçabuk kalkıyorum sofradan iyi zaman. Arkamdan yetişiyor cümle; akşama haber vereceğim, kararını ver artık, bir sus baba ya… Cevap vermeye lüzum görmeden çıkıp gidiyorum evden.

İş yeri. Cennetim mi cehennemim mi bilmiyorum? Sırıtarak giriyor her defasında içeri, az kaldı kusacağım yüzüne,  ayakkabının topuğu ile koca burun deliklerini tıkayıp ezeceğim, nefesi kesildi mi ayaklarımı vura vura çıkacağım. Arkama bakmadan.

‘’ İşleri büyüttük, artık cumartesi yarım gün, akşamları da yediye kadar çalışacaksın“.

Niye masanın altında bacaklarımı bir birine sürtüp duruyorum, niye gözlerimi kapatıyorum, dişlerimi sıkıp, ellerimi birbirine kenetliyorum. Akabinde birkaç cümle daha sıralayıp çıkıp gidiyor. Telefon çalıyor, masadan uzaklaşıp sandalyede şöyle bir geriniyorum, az evvel kısmı felç geçirecektim sinirden.  Telefon çalmaya devam ediyor. Ayağa kalkıyorum, çantamı alıp iş yerinden çıkıyorum.

Aklımın değil, ayaklarımın götürdüğü yöne gideceğim.  Kırıl ayaklarım nasıl beni evin yoluna sokarsın, o halde aklım, sensin ayaklarımın kafasını karıştıran, her neyse bu yol değil.  Sağ yön ev, ama hayır ben sola doğru gideceğim.  Topuklularla güç yürümek ama o lanet ofiste oturmaktan iyidir.

Patika yollar, yeni yapılan evler, kediler, ağaçlar, köpekler uzaklardan gelen sesler ne çok şey var. Kafamı dağıtmak için yeterli misiniz? Akşama vereceğim bir cevap, çamura batmış bir iş buna da bir cevabım olmalı.

Ani frenle tozu dumana katarak durdu yanımda. Korktum, üstelik üstüm başım toz içinde. Eğilip açtı yan kapıyı, ”Bu yollardan çıkamazsın gel asfalta kadar götüreyim”. Cevap vermedim yüzümün ifadesi ne demek istediğimi anlatıyordu. ”Hep bunu yapıyorsun, konuşman gereken yerde susup, susman gereken yerde konuşuyorsun”. İç sesimdi sanki ağzından dökülen cümleler. Evet, sahiden öyleydim, bunu fark etmem güç oldu ya düzeltmem işte bu imkânsız gibi.

Arabası yüksekti, elimi uzattım tek hamleyle çekti beni koltuğa, yanına oturunca eteğimi çekiştirip dizlerimi kapadım.

Sabahın altısında evine gidip arabayı alıyorum, düşün birde yürüyorum arabayı bana bırakmıyor. Ondan önce gidip dükkânı açıyorum. Patron o, usta ben. Çayı koyup kahvaltıya oturuyorum pat üstüne geliyor. Ne o daha kahvaltıda mısın bakışı ara sıra laf ediyor. Ama bu sabah başka, az kaldı yapışacaktım gırtlağına, neymiş bekâr adammışız pazar günleri arada gelip işe baksak ne olurmuş.

Gaza basıyor, direksiyonu yumrukluyor, hiç susmadan içindekini döküyordu bana, iyide niye? Senin de canını sıktılar biliyorum ne yapsak az bunlara. Benim canımın sıkıldığını nerden biliyordu ki?

Nereye gidiyoruz? Sorma, nereye dersen valla kafam bi dünya. Sustuk.

Sadece simasını tanıdığım adını dahi bilmediğim bir adamlayım. Araba onun bile değil.  Usta sadece peki ne ustası?

Seni yaklaşık iki yıldır tanıyorum, böyle tanışalım istemezdim ama oldu. Sabah her zamanki gibi ofise girişini gördüm. Yan tarafta iş almıştık, peşinden geldim. Fırsatını bulup bir bahaneyle yanına gelecektim. Patronun geldi, kapı açıktı sizi dinledim ne konuştunuz duydum. Patron çıkarken yan tarafa geçtim. Telefon çalmaya başlayınca dedim tamam devam. Ama telefon susmadı, geldim baktım yoksun. Malzeme almak bahanesiyle aşağı indim. Bir baktım ki karşı kaldırımda yürüyorsun, öyle işte sebepsiz düştüm peşine.

Eee…

Yani…

Hadi çıkalım şu asfalt yola da bırak beni. Bırakamam, şu yoldan çıksak, arabadan insen, evine gitsen, işe hiç dönmesen, seni hiç görmesem yine de bırakamam.  Ben sadece kafamı biraz dağıtmak için bu yola saptım, peşimden ne diye geldin ki?

Sonra gözlerini fark ettim ilk kez. Orada bir şeyler vardı bana anlatmaya çalıştığı, tanıdığı iki yılın özeti.

Gözlerime baktığı için, yoldan gözünü çektiği için, durmadan gaza bastığı için, yumuşak bir şeyin ezikliği ile fren yapıp durdu araba, bir şeyi ezmiştik ama neyi?

Hızlıca indik arabadan, inerken atladım, taşa çarptım, sol topuğum kırıldı, canımda yandı. Eğilip baktım arabanın altına, bir kirpi, kirpi serttir oysa çarpmayla kayboldu tüm sertliği, sonra yağ gibi yayıldı yere, zavallı hayvan.

Hiç konuşmadan bindik arabaya, binince kaldırıp attım sol ayakkabıyı, akabin de o çekti kapıyı, kapının kolunda bölmede boş bira şişesi, uzattı bana, al fırlat. Şerefsiz patronun işleri bunlar.

İki suç ortağıydık şimdi. Yeniden bastı gaza. Ölen kirpinin hüznü, kırılan topuğun rahatlatması arasında tuhaf bir his kapladı içimi. O hep konuştu ben dinledim. Anlatacağı çok şey varmış. Altımızda başkasına ait bir araba, geride yarım kalan hikâyeler. Yeni hikâyemizin başladığı yerde, ölü bir kirpi, boş bira şişesi ve topuğu kırık bir ayakkabı.

Nereye çeksen oraya gidecekti hikaye ama öyle değildi.

Olay mahalli temiz aslında, kirli olan ön yargılarınız. O kirpi belki de ölmek için çıkmıştı yola, bu bir ihtimal. Boş bira şişesi oracıkta içilip de atılmamıştı başkasına aitti aslında. Kadına taciz ya da tecavüz edildiği için kırılmamıştı o topuk. Yola sürülen araba, çalıntı değil, çalınan hakların birikimiydi. Bu adam sadece tutkundu… Bensen tutulmalara meyilli…

Olay Mahalli” için 20 yorum

  1. “Fikirlerin olay mahallinde, önyargıların tuzakları
    Ve nasılda çekiyor içine
    Sanki kötülüğün gayya kuyusu”
    Yazının iç dizaynı ve kelime korteksi çok güzel bu yazıya ayrı bir hava katıp okuyucuyu kendine bağlıyor. Kalemine cesaret, yüreğine sağlık olsun…

    Beğen

                  1. Aritoles’in altın oran kuralına göre mutlu ve huzurlu olmalı insan gerisi artık kişiyi insanlığından ediyor o yüzden gerektiği kadar mutlu olmalı ve şahsım adına mutsuzluk ve mutluluk aynı suyun bileşenler gibi birbirlerini içinde barındırıyorlar o yüzden birini değil ikisini seçip mutluluk için mutsuzluğun içinde savaşıyorum sevinçler ve umutlar için

                    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s